DOLAR 7,5018
EURO 8,9925
ALTIN 409,782
BIST 1538,04
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Trabzon 9°C
Yağışlı

Dere taşkınları “Normal” ama felakete dönüşmesi “İhmal”dir!

Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde bu tür felaketler bu kadar hasara ve kayba yol açmıyor. En büyük sel ve taşkınlar bile dere yatağında gerçekleşiyor ve su, yatağında kendisi için açılmış kanallardan ilerleyerek denize ya da gideceği yere ulaşıyor. Görüntü sadece bunu kaydedip izleyenler için heyecanlı dakikalar yaşatıyor ama sonuç olarak kimsenin burnu bile kanamıyor. İşte sel ve taşkın dediğimiz şey budur.

Bir yere mevsimsel olarak düşen yağış miktarları bilimsel olarak genellikle değişmiyor ama son yıllarda küresel bir felaket olarak karşımızda duran küresel ısınma mevsimlerin ve tabiatın da dengesini kaçırmış durumda. Elektronik aygıtlar ve elektrikle çalışan her şey bu ısınmayı tetikliyor.

Küresel ısınmayı bir yana koyacak olursak, normal şartlarda mevsimlere göre yağış miktarı artar veya azalır. Taşkınlar olur, örneğin nehirlerin debisi yükselir ama kendi yatağında akar ve etrafına zarar vermez. Yağış miktarı ne kadar fazla olursa olsun taşkınlar eğer nehir yatağında bir yaşam söz konusu değilse can kaybına kolay kolay neden olmaz.

Ülkemizde son yıllarda yaşanan sel olaylarına ve dere taşkınlarına baktığımızda ki özellikle bölgemizde yaşanan bu olayların genellikle büyük afetlere, can ve mal kayıplarına neden olmakta olduğuna şahit oluyoruz. Bu normal değil. 

Heyelandan söz etmiyoruz. Yazımızın konusu seller ve dere taşkınları.

Geçtiğimiz yıl Araklı’da yaşanan selde 10 vatandaşımız hayatını kaybetmişti. Daha bir kaç gün önce Giresun’un Dereli ilçesi başta olmak üzere yaşanan sel ve taşkındaysa şu ana kadar 6 kişi hayatını kaybetti. Bunlardan ikisi de asker.

Askerlerin şehit olduğu olayda da ilçe merkezine ulaşan sel sularının açtığı tahribatta da net olarak büyük ihmallerin ve alınmamış tedbirlerin olduğunu görmek mümkün. Bunu söylemek için teknik verilere gerçekten ihtiyaç yok. Olay yeri incelemesine de. Sadece gelen görüntülere baktığımızda bile bunu açıkça görebiliyoruz.

İki dere yatağı arasına kurulan şehir meydanı, mimariden anlaşılacağı üzere tarihi çok eski olmayan sıra sıra binalar ve bina altlarındaki işyerleri… Milyonlarca liralık işletmeler, kuyumcular, beyaz eşya dükkanları, fırınlar, marketler vs. hepsi sıra sıra dere yatağına dizili yapılar…

Sonuç, yaşlı bir teyzenin ifadeleriyle, Dereli’de onca yaşamın ve umudun sona erdiği dramatik bir biçimde kulaklarımıza çalınıyor. “Dereli bitti, yok oldu. Bir köprünün azizliği Dereli’yi bu hale getirdi. Ben bu yaşıma kadar böyle bir şey görmedim.”

Dereli ilçesi açıkça anlaşılıyor ki adı gibi tam da derenin üzerine kurulmuş bir ilçe. Hiç kaçarı yok. Bu ilçe kuruluşu itibariyle bu felakete davetiye çıkarmış bile.

Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde bu tür felaketler bu kadar hasara ve kayba yol açmıyor. En büyük sel ve taşkınlar bile dere yatağında gerçekleşiyor ve su, yatağında kendisi için açılmış kanallardan ilerleyerek denize ya da gideceği yere ulaşıyor. Görüntü sadece bunu kaydedip izleyenler için heyecanlı dakikalar yaşatıyor ama sonuç olarak kimsenin burnu bile kanamıyor. İşte sel ve taşkın dediğimiz şey budur.

Ölümcül olanın adı ise kesinlikle ihmaldir.

Dereli’de olması gereken şey; ilçe merkezine ulaşan dere boyunca, yüksek ve dayanıklı istinat duvarları ile desteklenmiş bir veya iki dere yatağı, taşkın esnasında suyun debisinin ulaşamayacağı köprüler, yine taşkının etkileyemeyeceği güçlü ve yeterli menfezlerle geçilmiş viyadükler üzerindeki karayolları… İşte Dereli’de bunların hiçbiri olmadığı için bu sonuçları yaşamak zorunda kaldık.

Son günlerde selin büyüklüğünden söz ederek gelen görüntüleri şaşkınlıkla izliyoruz. Haber bültenlerinde bu büyük bir felaket ve devlet yaraları saracaktır gibi klasik sözlerden başka bir şey duymuyoruz.

Ama devlet yaraları sarmadan önce tedbir almakla görevlidir. Devletin görevi o yaşanabilecek felaketi öngörmek ve Dereli ilçesini o seli kaldırabilecek bir dere yatağına kavuşturduktan sonra inşa etmeye izin vermektir.

Umuyoruz ki bu başımıza gelen son felaket olsun. Fakat aynı hataları sürdürerek farklı bir sonuç beklemek de elbette beyhude bir bekleyişten başka bir şeye yaramıyor.

Bu büyük afette hayatını kaybedenlere rahmet yakınlarına da başsağlığı diliyoruz.

Tüm Giresunlu hemşerilerimizin acılarını paylaşırken bu felaketlere kapı aralayan sebeplerin iyi düşünülmesi ve Dereli felaketinden alınabilecek dersin her açıdan çıkarılmasını temenni ediyoruz.

Geçmiş olsun…

Başyazı, Araklı Postası

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.